Ruhi Çenet’in Hasidik Yahudilerini konu alan belgeselini izleyenler hatırlar; Şabat günlerinde elektrik düğmesine basmak, telefon açmak ya da asansör çağırmak dini usullere göre yasaktır. Ama yaşam da devam etmektedir. İşte orada devreye pratik çözümler girer: Cumartesi gelmeden kurulan zaman ayarlı prizler, her katta otomatik duran asansörler ve yasağın etrafından dolaşan onlarca minik buluş… Sosyal medya günlerce bu “yaratıcı” çözümlerle çalkalanmış, “Yahudi aklı buna da bir yol bulmuş” nidalarıyla tatlı tatlı tiye alınmıştı.
Çerkezköy’ün mevcut halini izlerken insan kendisini tam da bu belgeselin ortasında hissediyor.
Tek bir farkla: Bizim siyasetçilerimizin bulduğu çözümler, teknolojik olmaktan ziyade tamamen "zihinsel" ve "manevralı".
Çerkezköy’de günlük hayat tam bir hayatta kalma mücadelesine dönüşmüş durumda. Şehrin trafiği artık günün sadece belli saatlerinde değil, günün tamamında “kilit” modunda seyrediyor. İşine, evine gitmeye çalışan vatandaşlar direksiyon başında hayatı sorgularken; yollarımız adeta "modern" bir macera parkurunu andırıyor. Bir çukurdan kaçarken diğerine yakalandığınız, yağmur biraz atıştırınca çamur deryasına dönen sokaklarda alt takım bırakan sürücüler sanayi esnafıyla akraba oldu.
Bitti mi?
Keşke.
Yeni eğitim-öğretim yılı başladı ama bilhassa Okullar Bölgesi’nde akşam saatlerinde göz gözü görmüyor. Çocuklarımızı, gençlerimizi geleceğe hazırlayalım derken, karanlık sokaklarda zifiri karanlıkla baş başa bırakıyoruz. Bir aydınlatma direğini dikip ışığı yakmak bu kadar zor olmamalıydı. Öğrencilerimizin gidiş gelişlerindeki onca sıkıntıyı zikretmek mi?
Neyse.
Kendi kaderine terk edilmişliği kanıksamış olan Kızılpınar’ı ise artık cümle içinde kurmaya bile gerek yok; orası zaten hizmet haritasından tamamen silinmiş gibi.
Tam bu duruma isyan edip, "Arkadaş bu yolların hali ne, bu ışıklar niye yanmıyor, Kızılpınar niye çamur içinde?" diye hesap soracak oluyorsunuz...
Ama durun!
İşte tam o an “Siyaset Aklı” muazzam bir zamanlamayla devreye giriyor!
Yollardaki çukurları kapatmaya gerek var mı?
Hiç lüzum yok.
Siyaset aklı hemen parti değiştirme gündemini öne sürüyor.
Bütün ilçe hatta bütün ilçeler de diyebilirim. Bir anda hizmet eksikliğini, tozlu yolları, çalışmayan lambaları unutup "O ona ne dedi, bu parti değiştirir mi, öteki nereye geçer?" tartışmasının içinde buluyor kendini.
Şabat günündeki zaman ayarlı priz gibi; tam kriz anında kuruluyor ve odağı bambaşka bir yere kaydırıyor.
Hizmet yetersizliği ayyuka çıkıp tepkiler çığ gibi büyümeye mi başladı?
Hiç sorun değil!
Siyaset aklı buna da dahi bir çözüm buluyor: Etrafa kalın bir "bağımsızlık duvarı" örmek. Tepkiler içeri girmesin, eleştiriler duvara çarpıp geri dönsün diye çekilen bu manevra sayesinde, mahalleli çamurda yürürken siyasetçimiz kalesinde güvenle oturmaya devam edebiliyor.
Görünen o ki Çerkezköy’de sorunları çözmek için hizmet üretmeye, iş yapmaya, bütçe ayırmaya hiç gerek yokmuş.
Siyaset aklının tıkır tıkır çalışan bu pratik çözümleri varken hizmet çok masraflı.
Teski nin dertleriymiş, çamurlu suymuş, taşan lağımlarmış...
Eski- Yeni tartışması dururken kim tanır Çerkezköy halkını!
Eee tüm bunlar olurken, bizlere de sadece durup, o meşhur sosyal medya akımındaki gibi hayranlıkla izlemek düşüyor:
Siyaset aklı buna da bir çözüm buldu ya...
Gerçekten helal olsun!