Uzun zamandır Milli bayramlarımızı kutlama şeklimiz üzerine düşünüyorum. Ve maalesef ama maalesef zaman zaman da o tanıdık sığlığın hüznünü yaşıyorum.
Şunu demek istiyorum; takvim 30 Ağustos’u gösterdiğinde caddelere bayraklar asılıyor, akşamına bir konser organize ediliyor ve gece bittiğinde bayram da zihnimizde kapanan bir dosya gibi kapanıp bir rafa kaldırılıyor.
Yani bizler için övünç kaynağı olan bir zaferi,bu toprakların kaderini değiştiren askeri ve siyasi bir başarıyı, sadece bir günlük akşam konserine sığdırıyoruz.
Soruyorum şimdi gerçekten bu ne kadar mantıklı?
Zafer; tesadüfen kazanılmadığı gibi, zafer bilinci de bir gecelik eğlenceyle kent ruhuna işlenemez.
Ki hiçbir tarihsel zafer bilinci eğlence ile zaten aşılanamaz.
30 Ağustos gibi tarihin akışını değiştiren bir iradeyi tam manasıyla idrak etmek istiyorsak, o ruhu 1 Ağustos’tan itibaren 30 Ağustos'u bir kent iklimine dönüştürmek zorundayız.
Şehir, 1 Ağustos sabahına uyandığında 30 Ağustos’un ayak seslerini duymalı; sokaklar, meydanlar ve zihinler adım adım o büyük güne hazırlanmalıdır.
Bu bir "etkinlik" değil, bir "hafıza inşası" meselesidir. Ki buna hem kendimiz hem de kentimiz inanmalıdır.
Eğer bir kentte 1 Ağustos dendiğinde o iklim başlatılmak isteniyorsa, önce görsel ve fikri bir seferberlik şarttır.
Mesela meydanlardaki LED ekranlarda, otobüs duraklarında şov dünyasının renkleri yahut
"reklam kokan hareketler" değil de; Büyük Taarruz’un gün gün, saat saat mikro hikayeleri dönmelidir.
Daha da önemlisi, işin fikir ve ruh boyutudur. Tarihçilerin, sosyologların ve mütefekkirlerin davet edildiği açık hava buluşmalarıyla yahut konferans buluşmalarıyla kentin her köşesinde "bağımsızlık fikri" tartışılmalıdır.
Gençlere yönelik kısa film, deneme ve dijital sanat yarışmaları 1 Ağustos'ta ilan edilmeli, kentin estetik dokusu cepheye mermi taşıyan kadınların, süvarilerin hikayeleriyle donatılmalıdır.
İşin eğlence ve konser boyutu elbette coşkuyu tamamlayan yahut tamamlayabileceği düşünülen bir unsur olabilir.
Ancak bir kente ve o kentin gençliğine 30 Ağustos bilincini aşılamanın yolu, konser öncesindeki 30 günü fikirle, tarihle ve sanatla örmekten geçer.
Bayramı sadece konserle kutlayan değil, bir ay boyunca o ruhla nefes alan kentler yaratmak dileğiyle...
Bu arada mevzu bahis 30 Ağustos değil. Yazımın başında da belirttiğim gibi tüm Milli bayramlarımız bu iklimleri oluşturarak kutlanılmalıdır.