Değerli Çerkezköylüler,

Bugün size bin küsur yıl öncesinden, Medine’nin tozlu sokaklarından bir hikaye anlatarak başlamak istiyorum. Büyük İslam alimi İmam Malik’in ders halkasında oturan talebeler, bir gün dışarıdan gelen bağırış çağırışlarla irkilirler.

"Fil geldi. Ey ahali fil geldi"

Şehre o güne kadar kimsenin görmediği, devasa bir fil getirilmiştir.

Merak galebe çalar; dersi, ilmi, hakikati bir kenara bırakan talebeler "Fil gelmiş!" diyerek dışarı koşarlar.

Sadece bir kişi yerinden kıpırdamaz:

Endülüslü Yahya b. Yahya...

İmam Malik ona döner ve sorar:

"Sen neden gitmedin? Senin memleketinde fil yoktur, merak etmez misin?"

Genç Yahya’nın cevabı, bugün bizim yerel yönetim anlayışımıza ders verecek niteliktedir:

"Efendim, ben Endülüs'ten kalkıp buralara fil görmeye değil, sizden ilim öğrenmeye geldim."

...

Şimdi bu kıssayı alalım ve bugünün Çerkezköy’üne, Büyükşehir belediyeciliğinin vizyonuna getirelim. Bizim önümüze de sürekli "filler" sürülüyor. "Vizyon projeler", "janjanlı kültür merkezleri", "estetik dokunuşlar", "meydan düzenlemeleri"...

Dışarıdan bakınca heybetli, anlatınca kulağa hoş gelen, kurdele keserken fotoğrafları süsleyen ve de reklam panolarını dolduran o devasa projeler...

Peki, biz bu "filler" arasında aslında ne yaşıyoruz?

Hayranlıkla onları izlerken ayağımızın altındaki balçığı, musluklarımızdan çamurlu akan suyu sokağımızdaki çukuru unutuyor muyuz?

Maalesef, Çerkezköy halkı olarak bizler, o janjanlı projelerin parıltısından gözlerimiz kamaşırken, her yağmurda bir ortaçağ kasabasına dönen sokaklarımızda diz boyu çamura batıyoruz.

Büyükşehir’in "dev" yatırımları konuşulurken, bizler her gün çamur deryalarından oluşan bataklıklarda yaşamak zorunda kalıyoruz.

Velhasıl;

Bir kentin medeniyet seviyesi, o kente getirilen "fil" (janjanlı proje) miktarıyla değil; en temel ihtiyacın ne kadar kesintisiz ve kaliteli karşılandığıyla ölçülür.

Çerkezköy’ün arka sokaklarını geçtim, ana caddelerinde bile araçların alt takımlarını bıraktığı, yayaların cambazlık yaptığı bir yol gerçeğimiz var. Altyapı çalışması diye kazılan yolların aylarca "oturması" beklenmekte. O bekleme süresinde vatandaş toz yutuyor, yağmur yağınca da o toz çamura evriliyor. Biz meydanlardaki, caddelerdeki estetik" ışıklandırmalara bakarken, aslında temel hakkımız olan düzgün bir asfalta, çamursuz ve içilebilir bir suya hasret kalıyoruz.

Ki bu gidişte çamurlu suyu bile hasret bırakacaklar anlaşılan.

...

Sanayi kenti diyoruz, parlayan yıldız diyoruz ama musluktan akan suyun ne tadı var ne de garantisi. Sık sık yaşanan kesintiler, suyun kireç oranı ve kalitesinden geçtim suyun çamursuz olabilme ihtimali... Bu bile gözlerimizden ışıltıya

artırabilecek bir mesele.

...

Ah bu filler yok mu bu filler.

Çerkezköylüyü hem faturaya hem de dışarıdan aldığı içme suyuna para ödemek zorunda bırakıyor.

Demem o ki; bizler "fili" izlerken, cebimizdeki para susuzluktan buhar olup uçuyor.

...

Büyükşehir belediyeciliği, sadece "şov" değeri yüksek projeler üretmek değildir. Asıl belediyecilik; Yahya b. Yahya’nın ferasetiyle, o fillere kanmayarak "Benim asıl meselem ne?" diye sorabilmektir.

Vatandaşın ayakkabısı çamura batıyorsa, o yoldan geçen lüks belediye otobüsünün bir anlamı kalmaz.

Evde musluk akmıyorsa, kentin en büyük parkının ışıkları sadece karanlığı örter, sorunu değil.

Artık yeter.

Bize "fil" göstermeyi bırakın.

Bize yürüyecek yol, içecek su, temiz bir çevre verin. Çerkezköy halkı, fillerle zaman harcamak yerine artık insan gibi yaşayabileceği bir şehir istiyor.