Geçtiğimiz günlerde Çerkezköy Ticaret ve Sanayi Odamızda hayati bir toplantı yapıldı.
Şehrin tüm paydaşları masadaydı ve tek bir gerçek konuşuldu: Su ve susuzluk.
Evet suyumuz bitiyor. Daha önceleri mahalle aralarında, sokak başlarında kuyuların yer aldığı, derelerinde tertemiz berrak kaynak sularının aktığı Çerkezköy'de su bitiyor.
Artık sondajlar yüzlerce metreden bile boş dönüyor.
Bu gidişata dur diyecek en mantıklı hamle ise şüphesiz ki yeraltı barajlarıdır.
Yeraltı barajı dediğimiz şey aslında doğaya bir su bankası kurmaktır. Normal barajlar gibi dev beton yığınları veya su altında kalan köyler hayal etmeyin.
Biz sadece yerin altından süzülüp giden suyun önüne gizli bir set çekiyoruz.
Yağmur yağıyor, toprak emiyor ama o su akıp giden bir hırsız gibi elimizden kaçıyor. İşte bu sinsi kaçışı yerin altına inşa edeceğimiz o duvarla durduracağız.
Neden mi bu yöntem?
Çünkü Tekirdağ’ımızın, Çerkezköy'ümüzün suyu ya boşa akıp gidiyor ya da buharlaşıp kayboluyor.
Fakat elimizden kayıp giden bu su, toprağın altında serinde kalır, bir damlası bile ziyan olmaz.
Üstelik tarlanızı ekmeye devam edersiniz, üstte hayat sürerken altta hazineniz birikir.
Mesela; Çorlu ve Çerkezköy hattındaki fabrikaların dev çatılarından boşa akıttığımız o tonlarca yağmur suyunu düşünelim. Bunları depolayabilseydik güzel olmaz mıydı?
İşte şimdi o çatıları birer su toplama merkezine dönüştürme vaktidir.
Sanayide kullandığımız suyu arıtıp tekrar çarklara döndürme vaktidir. ÇTSO’daki o toplantı bir milat olmalı.
Cüzdanımızdaki delik büyük, suyumuz akıp gidiyor. Eğer bu yer altı setlerini kurmazsak, yarın ne fabrikada çark döner ne de tarlada bir tek başak açar. El birliğiyle bu gizli hazineye sahip çıkmalı, toprağın altına suyumuzu kilitlemeliyiz. Gelecek nesillere kupkuru bir toprak değil, bereketli bir Trakya bırakmak boynumuzun borcudur.
Ayrıca sanayide kullanılacak suyun ise yer altı suyu yerine arıtma suyu olacak şekilde arıtım tesislerinin kurulabilmesi de ayrı bir elzem durumdur.
Bunu da başka bir yazıda yazmak üzere.
Sağlıcakla kalın.