Bir zamanlar çocukluk, sınırları olan bir dünyaydı. Anne babanın sözü tartışılmaz, öğretmenin bakışı yön vericiydi. Büyüklerin yanında ses tonu düşer, saygı kendiliğinden öğrenilirdi. Mahalledeki “abi” bile bir tür rehberdi. O düzenin içinde korku da vardı belki ama aynı zamanda denge, ölçü ve yön de vardı.

Bugün ise bambaşka bir tabloyla karşı karşıyayız. Çocuk merkezli bir dünya kurduk; fakat dengeyi kaçırdık. Çocuklarımızı incitmemek adına sınır koymaktan vazgeçtik. “Özgüvenli olsun” derken, sorumluluk duygusunu ihmal ettik. Her isteği karşılanan, her davranışı onaylanan bir nesil yetişiyor. Eleştiriye kapalı, sabırsız, “hemen şimdi” diyen bir kuşak…

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan ve ülkemizi derinden sarsan olaylar, bu gidişatın ne kadar tehlikeli bir noktaya ulaştığını bir kez daha gözler önüne serdi. Henüz hayatın başındaki çocukların şiddetle bu kadar erken tanışması, hatta onu bir ifade biçimi olarak benimsemesi, hepimiz için sarsıcı bir uyarı olmalı. Bu sadece bireysel değil, toplumsal bir sorundur.

Peki nerede hata yapıyoruz?

Öncelikle çocukluk ile “sınırsız özgürlük” kavramlarını birbirine karıştırıyoruz. Oysa çocuk, sınırlarla büyür. “Hayır” kelimesini duymayan bir çocuk, gerçek dünyayla karşılaştığında büyük bir hayal kırıklığı yaşar. Hayat, her isteğin anında gerçekleştiği bir yer değildir.

Bir diğer önemli mesele ise şiddetin normalleşmesi. Dijital oyunlar, sosyal medya içerikleri ve kontrolsüz ekran kullanımı, çocukların duygu dünyasını fark ettirmeden şekillendiriyor. Şiddet, rekabetin bir aracı; kazanmak, her şeyin önünde bir değer haline geliyor. Oyun diye başlayan şey, zamanla davranış kalıbına dönüşüyor.

Burada en büyük sorumluluk anne ve babalara düşüyor. Çocuğa her istediğini vermek sevgi değildir. Aksine, onu hayata hazırlamamak büyük bir ihmaldir. Sevgi; sınır koymayı, doğruyu öğretmeyi ve gerektiğinde “dur” diyebilmeyi de içerir.

Çocuklarımızı sanal dünyanın sınırsız ve denetimsiz etkisinden korumak zorundayız. Ekran sürelerini kontrol altına almak, içerikleri takip etmek, alternatif olarak spor, sanat ve sosyal faaliyetlere yönlendirmek artık bir tercih değil, zorunluluktur. Çünkü gerçek hayat, sanal dünyanın sunduğu yapay başarı ve güç hissinden çok farklıdır.

Ayrıca çocuklara empatiyi, sabrı ve saygıyı yeniden öğretmeliyiz. Bunlar doğuştan gelen özellikler değil; aile içinde öğrenilen değerlerdir. Bir çocuk, anne babasını nasıl görüyorsa, dünyayı da öyle anlamlandırır.

Unutmayalım: Çocuklar bizim aynamızdır. Onları yetiştirirken aslında geleceği şekillendiriyoruz. Bugün görmezden geldiğimiz her yanlış, yarının daha büyük sorunlarına dönüşebilir.

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşananlar hepimizi kahretti, mahvetti. O kadar üzgünüm ki anlatmaya kelime bulamıyorum.

Bizler daha bilinçli, daha sorumlu ve daha kararlı ebeveynler olmak zorundayız.

Çünkü mesele sadece çocuk yetiştirmek değil; insan yetiştirmektir.
Kalın sağlıcakla…