Çerkezköy’de son bir hafta içerisinde inşaatlarda yaşanan olaylar, artık görmezden gelinemeyecek kadar ciddi bir tabloyu ortaya koyuyor.
Bir yanda ailesinin geçimini sağlamak, evine ekmek götürmek için çalışan insanlar…
Diğer yanda alınması gereken iş güvenliği önlemleri, yapılması gereken denetimler ve yerine getirilmesi gereken sorumluluklar…
Ve sonuç: Yitirilen hayatlar, hastane koridorlarında bekleyen aileler ve geride kalan büyük bir acı.
Kızılpınar Namık Kemal Mahallesi’nde stajyer olarak çalıştığı inşaatta elektrik akımına kapılan Çerkezköy Mesleki Eğitim Merkezi öğrencisi 15 yaşındaki Eren Gündoğdu hayatını kaybetti.
Daha Eren’in acısı dinmeden, dün yine aynı bölgede bir inşaatta çalışan 23 yaşındaki genç, çalıştığı yerde düşerek ağır yaralandı.
Bugün ise Cumhuriyet Mahallesi’nde çalıştığı inşaattan düşen 50 yaşındaki Ziya Kocabay’dan acı haber geldi. Ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılan Kocabay, doktorların tüm müdahalesine rağmen kurtarılamadı.
Bir hafta içinde üç ayrı olay… Bir ağır yaralı ve iki can kaybı. Tabi bunlar bizim duyduğumuz. Belki duymadığımız başka kazalar da yaşandı...
Şimdi sormak gerekiyor:
Denetimler yeterli mi?
İş güvenliği kurallarına gerçekten uyuluyor mu?
İnşaatlarda çalışan insanların hayatı, kullanılan malzemeler veya yapılacak işin maliyeti kadar önemli görülüyor mu?
Ve en önemlisi…
Bu insanların hayatını kaybetmesini önlemek için daha ne olması gerekiyor?
İnşaat sektörü, elbette şehrin büyümesi ve gelişmesi açısından önemli. Yeni binalar yapılacak, yeni projeler hayata geçirilecek. Ancak hiçbir yapı, hiçbir proje, hiçbir kazanç insan hayatından daha değerli değil.
Bir inşaatın zamanında bitmesi, maliyetlerin düşürülmesi ya da daha fazla kazanç elde edilmesi uğruna iş güvenliğinden taviz verilemez.
Çünkü işçinin eve götürdüğü ekmek, hayatı pahasına kazanılmamalı.
Bugün bir işçi inşaattan düşüyor.
Başka bir gün elektrik akımına kapılıyor.
Bir başka gün iskelede yaşanan bir sorun nedeniyle bir çalışan yaralanıyor.
Sonra birkaç gün konuşuluyor, soruşturma başlatılıyor, varsa sorumlular hakkında işlem yapılıyor ve hayat devam ediyor.
Ama kaybedilen hayat geri gelmiyor.
Geride ise bir anne, bir baba, bir eş, bir çocuk, kardeşler ve yarım kalan hayatlar kalıyor.
Burada sadece müteahhitleri ya da işverenleri suçlamak da yeterli değil.
Denetlemekle görevli kurumların da sorumluluğu sorgulanmalı.
Bir işyerinde çalışanların güvenliği için gerekli önlemler alınmamışsa, bu eksiklikler neden zamanında görülmüyor?
Denetim yapılması gereken yerde denetim yapılıyor mu?
Yapılıyorsa, tespit edilen eksikliklerin giderilip giderilmediği takip ediliyor mu?
Kağıt üzerinde bulunan iş güvenliği kuralları, sahada gerçekten uygulanıyor mu?
Çünkü iş güvenliği, bir klasörde duran belgelerden ibaret değildir.
İş güvenliği, bir insanın akşam evine sağ salim dönebilmesidir.
Bugün Ziya Kocabay'ın ailesi yas tutuyor.
Eren Gündoğdu'nun ailesinin acısı hâlâ taze.
Yaralanan 23 yaşındaki gencin ailesi gelecek iyi haberi bekliyor.
Peki yarın?
Bir sonraki acı haberi mi bekleyeceğiz?
Bir başka aile daha mı yıkılacak?
Bir başka çocuk babasız, bir başka anne evlatsız mı kalacak?
Artık mesele yalnızca meydana gelen kazaların ardından kim hakkında işlem yapılacağı değil.
Asıl mesele, bu kazaların neden önlenemediğidir.
Çünkü iş kazası denilen her olayın kader olduğunu söylemek kolaydır.
Oysa alınabilecek bir önlem, yapılabilecek bir denetim, fark edilebilecek bir eksiklik belki de bir insanın hayatını kurtarabilir.
Çerkezköy büyüyor.
İnşaatlar yükseliyor.
Şehir gelişiyor.
Ama şehir büyürken insan hayatının değeri küçülmemeli.
Müteahhit de kazanmalı, işveren de kazanmalı, şehir de gelişmeli.
Ama çalışanların canı üzerinden değil.
Şimdi yetkililere, işverenlere ve sektörün tüm paydaşlarına açıkça sormak gerekiyor:
Daha kaç kişi yaralanacak?
Daha kaç kişi hayatını kaybedecek?
Daha kaç aile evine bir daha dönemeyecek bir yakınının yolunu gözleyecek?
Ve en önemlisi:
Kim “dur” diyecek?
Bu soruların cevabını bir sonraki acı haberi beklemeden vermek gerekiyor.
Çünkü insan hayatı, hiçbir inşaatın teslim tarihinden, hiçbir projenin maliyetinden ve hiçbir kazanç hesabından daha değersiz değildir.
Artık yeni bir acı haber değil, yeni ve etkin önlemler görmek istiyoruz.
Kalın Sağlıcakla...