Siyaset sahnesinde alkışlar artık dinsin.
Nutuklar atılıp o janjanlı törenler de bitsin.
Daha sonra da görün geriye kalan yalın gerçeği. Şehrin sokaklarını, orada yaşayan insanların yani bizlerin günlük çilesini ve geleceği çalınan gençlerin sessiz sitemini.
...
Son günlerde yine o tanıdık ritüelleri, o siyasi "gulu gulu danslarını" izleyip duruyoruz. Sahne ışıkları altında birbirini ağırlayanlar, protokol gülümsemeleriyle poz verenler için her şey yolunda görünebilir.
Peki ya o ışıkların uzağında, bu kentin tozunu yutan, trafiğinde ömrünü tüketen, evladının geleceğinden endişe eden halk için durum nedir?
Artık gerçekleri konuşmanın vakti gelmedi mi?
Sahi, bu kentin çocukları ve gençleri için ne zaman somut bir adım atacaksınız? Gençlerimizin kültürle, sanatla, sporla buluşabileceği; sosyalleşirken güvende hissedeceği; en önemlisi de sağlıklı ve nitelikli bir şehirde "gençliğimi yaşadım" diyebileceği alanları ne zaman inşa etmeyi düşünüyorsunuz? Kendi siyasi ikballerinizden, koltuk kavgalarınızdan biraz vakit ayırıp bu kentin asıl meselelerine dönmeyi ne zaman akıl edeceksiniz?
"Hani ne zaman kendinizden vazgeçip kentinize odaklanacaksınız?"
En basitinden; her gün binlerce insanın çileden çıktığı, adeta kronik bir yara haline gelen Altıyol Kavşağı’na ne zaman el atacaksınız?
Yıllardır aynı teraneyi dinlemekten biz usandık.
Bilin.
Ne zaman bir altyapı, bir ulaşım, bir güvenlik sorunu dile getirilse hemen arkasına sığınılan hazır bir kılıf var:"Efendim, yılda şu kadar araç giriyor kente, şu kadar göç alıyoruz, nüfus patlaması var..."
Soruyoruz o halde: Bu makamlara talip olurken, o koltuklara oturmadan önce bu kentin nüfus hareketlerine hiç bakmadınız mı?
Yahut adaylık sürecinde "Yahu bu kentin röntgeni nedir, gelecekte bizi ne bekliyor?" diye hiç mi dertlenmediniz?
Göç olacağı, sanayinin büyüyeceği, nüfusun artacağı dün akşam ortaya çıkmış bir sürpriz midir ki her tıkanıklıkta aynı hikâyeyi okuyorsunuz?
Sahi gerçekten hiç mi röntgen çekmediniz?
Vaatleri verirken kaç vaadinizin "gerçekleştirilebilir" olduğuna yahut kanayan hangi yaraya merhem olacağına odaklanarak o vaadi verdiniz?
Seçim vaadi derken aklıma bir şey geldi.
Yıllar yıllar evveldi.
Belki ilkokul öğrencisiydim.
Seçim zamanıydı.
Bir broşür gördüm yerde.
Ve broşürde belediye başkan adayının fotoğrafı.
Büyük puntolarla adı.
Ve arkasında belki otuz kırk vaat.
Vaatlerde birisi dün gibi hatırlıyorum.
"Tepeden Çerkezköy teleferik"
Dün gibi hatırlıyorum.
Ve broşürü katladım.
Tam cebime koyarken gözlerim ayaklarıma takıldı.
Ayağımda kara lastik.
Ve yarısı çamur içinde.
Yol öyleydi o zamanlar.
Çamur deryası.
Ama vaatlerde tepeden Çerkezköy'e teleferik.
...
İşte bazen vaatler hayatlardan çok öte olabiliyor.
...
Neyse gelelim konumuza.
Siyaset; olanı bahanelerle anlatma sanatı değildir.
Aksine olacak olanı öngörüp çözüm üretme makamıdır.
Kentin idaresine talip olanlar, nüfus artışını bir mazeret olarak sunmaz,sunamaz.
Sunmamalıdır da.
Aksine o artışı yönetmekle mükelleftir.
Artık vitrin süslemelerini, hamasi söylemleri ve siyasi gulu gulu danslarını bir kenara bırakın.
Bu şehrin insanı; güvenli sokaklar, akıcı bir trafik, evlatları için nitelikli bir yaşam ve yarınlarına güvenle bakabileceği kararlı bir idare istiyor.
Hiç değilse bugünden sonra gözlerinizi gerçeklere açın.
Çünkü bu kentin kaybettiği her gün, geleceğimizden çalınan bir gündür.
Bilmem anlatabildim mi?
Saygılarımla.