Ben asgari ücrete yapılan zam oranı sebebiyle eleştiri yapmayı doğru bulmuyorum. Doğrusu belki de bu sebepten dolayı da kızanlar da olacaktır.

Lakin hepimiz biliyoruz ki; bugün asgari ücrete %100 zam yapılsa da maalesef sokaklarımıza çökmüş ahlaksız nizam sebebiyle alım gücümüzde bir değişiklik olmayacaktır.

Elbette daha fazla zam olsa daha iyi olurdu.

Lakin bilmenizi isterim ki;

Mevzu bahis asgari ücret değil, harami ücret olmalıdır.

Yani; enflasyon,

Yani; meşhur üç harfli marketler,

Yani; gıda konusunda adeta terör estiren gıda mafyası,

Yani; etin ve sütün yolunu kesen, bir elin parmak sayısını geçmeyen “ambargocular”,

Yani; “hal” zincirini halden hale sokan, vatandaşın hâlinden anlamayan insafsız ve vicdansız çeteler…

Velhasıl asıl mesele işte bu “harami ücretler” olmalıdır.

Aksi hâlde “harami ücret” konuşulmadığı müddetçe, daha çok “gulu gulu” danslarıyla uyutuluruz.

Her yıl asgari ücrete yapılan zammı konuşmak yerine tüm bunlara odaklanılsa, çok daha farklı bir yol oluşmuş olurdu.

Örneğin; peş peşe zam yapan üç harfli marketlerin önünde, “indirim günlerinde” kuyruklar oluşturmasak, bu iş çözülürdü.

Mesela gelişigüzel zam yapan bir esnaftan ya da bir kuruluştan, tepkisel olarak alışverişi kesebilsek, bu iş çözülürdü.

Velhasıl; sade ve sadece eleştiri yapmak yerine, hayatımızda da aktif bir şekilde reaksiyon gösterebilsek, asgari ücrete yapılan zammın oranını konuşmayı çoktan bırakmış olurduk.

...

Bugün mesele yalnızca rakamlar değildir.

Bugün mesele, emeğin karşılığının neden daha cebimize girmeden buharlaştığıdır.

Asgari ücrete yapılan zam, çoğu zaman daha maaş yatmadan etiketlere yansıyor.

Ve biz bu döngüyü her yıl şaşkınlıkla izliyoruz.

Oysa sorun maaşın azlığından önce, fiyatların ahlaksızlığıdır.

Burada kendimize dürüst olmak zorundayız.

Çünkü bu düzen yalnızca yukarıdan aşağıya kurulmuyor; aşağıdan yukarıya da besleniyor.

Zam yapan marketin kapısında indirim günü sabah namazından sonra sıraya giren biziz.

Fiyat şişiren markayı boykot etmek yerine “başka nereden alacağız” kolaycılığına sığınan yine biziz.

Üç kuruşluk indirim için onurumuzdan, tepkimizden, irademizden vazgeçen yine biziz.

Tüketici refleksi oluşmadığı sürece ne fiyat ahlakı düzelir ne de emek gerçek karşılığını bulur.

Çünkü piyasayı yalnızca üretici değil, tüketici alışkanlığı da belirler.

Tepki göstermeyen toplum, pahalıya razı olmuş toplumdur. Razı olan da sömürü düzeninin gönüllü ortağı hâline gelir.

Bu yüzden meseleyi yalnızca asgari ücret rakamlarına sıkıştırmak büyük bir yanılgıdır.

Asıl konuşulması gereken, harami kazançtır; fırsatçılıktır; vicdanın piyasadan çekilmesidir.

Eğer biz, bilinçli bir şekilde tüketimi kısmayı, haksız kazanca karşı mesafeli durmayı, keyfî zamma karşı topluca tavır almayı becerebilsek, bugün başka şeyleri konuşuyor olurduk.

Sonuç olarak; değişim yalnızca talep ederek değil, tercih ederek olur.

Eleştiri yetmez, alışkanlık değişmelidir.

Tepki yalnızca sözle değil, hareketle de verilmelidir.

Kendimizi düzeltmeden sistemi düzeltmeyi beklemek, aynaya bakmadan yüzümüzü görmeye çalışmaktır.

Ez cümle;

Bizler asgari ücret sebebi ile değil, harami ücretlerin normalleştirilmesi sebebiyle fakirleşiyoruz.