Dün akşam sosyal medyada Çerkezköy gündemine düşen o videoyu muhtemelen birçoğunuz içiniz sızlayarak, belki de büyük bir öfkeyle izlediniz.
Kızılpınar Gültepe Mahallesi’ndeki belediyeye ait bir halı sahada, ellerinde kesici aletlerle kamu malına zarar veren çocukların görüntüsüydü bu.
Mesele sadece birkaç metre file, kırılan bir park bankı yahut sökülen bir kaldırım taşı değil. Mesele, o çocukların kendilerini kaydeden kameraya dönüp, zerre çekinmeden, hatta büyük bir marifetmiş gibi "Çek abi çek!" diye bağırabilme cüreti, arsızlığı ve pervasızlığıdır.
İşte tam olarak bu nokta aslında toplumsal ahlak konusunda sözün bittiği yerdir.
Soruyorum sizlere, bizler ne ara suç işlerken, kamunun malını gasp ederken kameraya poz verecek kadar kuralsızlaştık?
Yahu tüm bu suçlar zaten çok çok uzaktı da. Şimdi işlenmesini bırakın bir de işlendikten sonra pervasızlık had safhada.
Soruyorum!
Toplum olarak nerede hata yaptık da bu çocukların ruhunu kuruttuk?
...
Bugün başta Kızılpınar olmak üzere, Çerkezköy’ün dört bir yanında benzer manzaralara şahit oluyoruz. Parklar, çocuk oyun alanları, otobüs durakları, gençlerin spora yönelmesi ve kötü alışkanlıklardan uzak durması için büyük emeklerle, halkın vergileriyle yapılan tesisler...
Ne yazık ki hepsi ama hepsi birilerinin "can sıkıntısını" giderme, akranlarına kendini kanıtlama ya da düpedüz vandalizm alanı haline gelmiş durumda.
Ve maalesef kimse de bu vandalizmi durduramıyor.
Bilmenizi isterim ki; bu olayların arkasındaki asıl büyük tehlike olayların kendisi değil, bu olayların hiçbir çekince duyulmadan, güpegündüz ya da herkesin gözü önünde fütursuzca gerçekleştirilmesidir.
Eskiden bir çocuk yanlış bir şey yaptığında, kamuya ait bir alana zarar verdiğinde yakalanmaktan korkar, bir büyüğünü gördüğünde başını öne eğer, yüzü kızarırdı.
Mahalle baskısı, aile terbiyesi ya da en basit tanımıyla "ayıp olur" korkusu, toplumsal düzeni koruyan çok güçlü bir otokontrol mekanizmasıydı.
Şimdi ise tam tersi bir yozlaşma süreci söz konusu:
Kural çiğnemek, kamu malına zarar vermek ve devletin malını yağmalamak bir nevi "havalı olma" veya sosyal medyada prim yapma aracı haline getirilmiş. Kamera karşısında topluma meydan okuyan o çocukların rahatlığı, Bir şeylerin değiştirilmesi gerektiğinin kanıtıdır.
...
Halı sahanın filesini kesen, o telleri koparan çocukları yakalayıp cezalandırmak, işin en kolay ve aslında en geçici çözümüdür. Peki ya bu çocukları bu noktaya getiren toplumsal arka plan? Anneler ve babalar bugün nerede? Çocuğunun elinde gecenin o saatinde, o kesici aletle dışarıda ne yaptığını sorgulamayan, evladına helali haramı, kamu hakkını öğretmeyen aileler bu vebalin tam olarak neresindedir?
Diğer taraftan caydırıcılık mekanizması nerede?
Bir parkı talan edenin, kamu malına zarar verenin yaptığı yanına kar kaldıkça, bir sonraki nesil bunu bir hak, sıradan bir eğlence biçimi olarak görmeye başlıyor.
Unutmayalım ki kamu malı dediğimiz şey; bu ilçede gece gündüz demeden alın teri döken işçinin, memurun, esnafın, yani hepimizin ortak tasarrufudur.
O fileler koptuğunda sadece bir spor alanı zarar görmüyor; bu ilçenin geleceği, çocukların güvenle sosyalleşebileceği sağlıklı yarınlar yok ediliyor.
...
O çocuklar kendilerini kaydeden vatandaşa "çek" derken, muhtemelen bir sosyal medya platformunda "reels" videosu olup beğeni toplama, akranları arasında popüler olma hayali kuruyorlardı. Biz izledik ve acı gerçeği gördük. Gördüğümüz şey; toplumsal ahlakın, aidiyet duygusunun ve kamusal bilincin ne kadar derin ve tehlikeli bir yara aldığıdır.
Muhakkak bilhassa son yıllarda başta ilçemiz olmak üzere ilimizde emniyet teşkilatımızın sonsuz desteği ile birçok şey aslında kaynağında kurutuldu. Bu sebeple başta İlçe Kaymakamımız ve İlçe Emniyet Müdürümüz olmak üzere ilçemizin güvenliği için canı pahasına çalışan tüm herkese sonsuz şükranlarımı sunarım.
Çerkezköy’ün mülki amirlerine, yerel yönetimine, kolluk kuvvetlerine ve en önemlisi anne-babalara buradan açıkça sesleniyorum: Kızılpınar başta olmak üzere tüm mahallelerimizi saran bu "çekincesiz" vandalizme acilen, en sert tedbirlerle dur denmelidir. Parklara güvenlik kameraları koymak yahut devriyeleri sıklaştırmak teknik ve idari çözümlerdir; ancak asıl kalıcı çözüm, o çocukların zihnine "kamu malının yetim hakkı olduğunu" ve çiğnenen her toplumsal kuralın mutlaka ağır bir bedeli olacağını yerleştirebilmektir.
Aksi takdirde, bugün halı sahanın filelerini gözünü kırpmadan kesen o eller, yarın bu şehrin huzurunu, adaletini, geleceğini ve bir arada yaşama kültürünü kesip atmaktan asla çekinmeyecektir.
Tehlike kapımızda değil, artık evimizin içindedir.
Saygılarımla...